Türkçe » İngilizce  |
Yukarı  |
| şöyle |
|
|
| şöyle |
1. thus, thusly; in this way; in that way; like this; like that; in the following way. 2. such; this kind of; that kind of; of this sort; of that sort.
şöyle bir carelessly, haphazardly; aimlessly; desultorily.
şöyle bir bakmak 1. /a/ to give {someone, something} a quick, superficial glance. 2. to look daggers at {someone}.
şöyle böyle 1. so-so, fair to middling. 2. approximately, roughly.
şöyle dursun let alone ..., never mind about ...: Fransızca şöyle dursun, Türkçeyi bile doğru dürüst konuşamıyor. Never mind about French, he can´t even speak Turkish properly.
şöyle ki 1. such that, in such a manner that. 2. lt´s as follows: .... |
|
| şöyle |
* thus, thusly; in this way; in that way; like this; like that; in the following way.
* such; this kind of; that kind of; of this sort; of that sort. |
|
| söyle |
say |
|
| söyle |
tell |
|
|
Türkçe » İngilizce İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
| selâmlarımı söyle |
|
|
| selam söyle |
- [PHR] remember me to him, regard: give him my best regards
- [V] hello: say hello to smb.
|
|
| söyle! |
|
|
| şöyle bir bakmak |
|
|
| şöyle bir göz atma |
|
|
| şöyle bir turlamak |
|
|
| şöyle böyle |
- [A] so-so, all right, middling, indifferent
- [ADV] so-so, fashion: after a fashion
|
|
| şöyle dursun |
|
|
| şöyle ki |
|
|
| şöyle ya da böyle |
- [ID] hook: by hook or by crook
|
|
| selam söyle |
1. send greetings to. |
|
| şöyle böyle |
1. after a fashion. 2. bumpy. fair. indifferent. mediocre. patchy. tolerable. |
|
| Ha şöyle! |
konuşma dili
* That's better!/That's right! |
|
| Hah şöyle! |
konuşma dili
* That's better!/That's right! |
|
| şöyle bir |
* carelessly, haphazardly; aimlessly; desultorily. |
|
| şöyle bir bakmak |
* to give {someone/something} a quick, superficial glance.
* to look daggers at {someone}. |
|
| şöyle böyle |
* so-so, fair to middling.
* approximately, roughly. |
|
| şöyle dursun |
* let alone ..., never mind about ...:
Fransızca şöyle dursun, Türkçeyi bile doğru dürüst konuşamıyor.
Never mind about French, he can't even speak Turkish properly. |
|
| şöyle ki |
* such that, in such a manner that.
* lt's as follows: .... |
|
| Tatlı ye, tatlı söyle. |
atasözü
* Let's try to live together peaceably./Live and let live. |
|
|
|