| yield |
{ji:ld}
- [N] verim, ürün, getiri, gelir, kazanç, sünme, esneme
- [V] vermek, sağlamak, ürün vermek, eğilmek {tahta vb}, karşı koyamamak, yol vermek, esnemek, uyum sağlamak, yerini bırakmak, açığa vurmak
|
|
| Yield |
|
|
| yield |
f. 1. {ürün/vergi/sonuç} vermek; {kâr/kazanç} getirmek: That tree always yielded a lot of fruit. O ağaç hep çok meyve verirdi. This new levy will yield us a lot of revenue. Bu yeni vergi bize çok para getirir. 2. teslim etmek; teslim olmak. 3. to {başkasına} vermek, bırakmak. 4. {bir şeyin doğru olduğunu} kabul etmek.
i. 1. ürün, mahsul; verim. 2. hâsılat, gelir. |
|
| yield |
f.
i. vermek, ödemek; mahsul vermek; teslim etmek; kabul etmek; teslim olmak; dayanamayıp baş eğmek; bel vermek, çökmek; yol vermek;
i. ürün, mahsul, rekolte, hasılat; ask. atom bombasının kiloton ile belirtilen patlama kuvveti. |
|
| yield |
verim |
|
|