| tend |
{tend}
- [V] yönelmek, eğilimi olmak, yatkın olmak, çalmak {yeşile vb.}, yüz tutmak, bakmak, hizmet etmek, gözetmek
|
|
| tend |
f. 1. eğiliminde olmak: She tends to do the washing on Mondays. Genellikle çamaşırı pazartesileri yıkıyor. He tends to exaggerate. Onun mübalağa etme eğilimi var. 2. -e yol açmak, -e neden olmak: Such measures tend to promote inflation. Genellikle böyle önlemler enflasyonu artırır. |
|
| tend |
f. 1. {to} {birine} bakmak, {birinin} bakımıyla meşgul olmak. 2. {to} {hayvana/bitkiye} bakmak. 3. {belirli bir yere} ait işlerle meşgul olmak: He tends bar in a hotel. Bir otelde barmenlik yapıyor. |
|
| tend |
f. gen. to veya toward ile meyilli olmak; vesile olmak; yönelmek .red tending to purple mora çalan kırmızı. |
|
| tend |
f. hazır bulunmak; den. halatın dolaşmasını önlemek için gözetlemek. tend on veya upon hizmet etmek .tend to k.dili. bakmak, dikkat etmek. |
|
|