Sonuçlar

İngilizce » Türkçe Yukarı
sweet Dinle! {swi:t}
  • [A] tatlı, şekerli, sevimli, şirin, cici, hoş, güzel, yumuşak başlı, nazik, mis gibi, lezzetli, ahenkli, melodik, verimli, asitsiz {mineral}, kükürtsüz {benzin vb.}, kolay, rahat
  • [N] tatlı, şeker, tatlı şey, tatlılık, tat, zevk, güzel koku
sweet s.

i.

z. tatlı, şekerli; taze; hoş, latif, güzel; sevimli, şirin; mülâyim, nazik, yumuşak; mak. sessiz, gürültüsüz; verimli, mümbit {toprak}; sert olmayan {şarap};

i. tatlı şey, tatlı; çoğ. bonbon, şekerleme; güzel ve hoş kokulu şey; sevgili, maşuk;

z. {şiir} tatlılıkla. sweet alyssum deliotu. sweet basil fesleğen, bot. Ocimum basilicum. sweet corn tatlı mısır, bot. Zea saccarata, Zea rugosa. sweet flag azakyeri, bot. Acorus calamus. sweet gum anberi sail ağacı, akan anber ağacı. sweet marjoram mercanköşk, sıçankulağı. sweet pea kokulu bezelye çiçeği, ıtırşahi çiçeği. sweet potato tatlı patates, bot. Ipomoea batatas; A.B.D., k.dili. okarina. sweet tooth k.dili. tatlı şeylere olan düşkünlük. sweet voice hoş ve tatlı ses. sweet water tatlı su. sweet william hüsnüyusuf çiçeği, bot. Dianthus barbatus. be sweet on one k.dili. bir kimseyi sevmek.
sweet s.
1. tatlı; şekerli: sweet wine tatlı şarap. sweet orange tatlı portakal. Do you take your coffee sweet? Kahvenizi şekerli mi içersiniz? This jam´s too sweet. Bu reçel fazla tatlı.
2. tatlı, hoş; sevimli, şirin: sweet sounds hoş sesler. a sweet lady tatlı bir hanım. a sweet little village şirin bir köycük.

i.
1. çoğ. şekerli yiyecekler.
2. İng. şeker.
3. İng. {yemeğin sonunda yenilen} tatlı.
sweet sweet swit Sıfat * tatlı; şekerli. * tatlı, hoş; sevimli, şirin: sweet sounds hoş sesler. a sweet lady tatlı bir hanım. İsim * tatlı. British * şeker. Çoğul * şekerli yiyecekler.
sweet tatlı, şekerli; taze; hoş, latif, güzel; sevimli,

İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar Yukarı
sweet almond
  • [N] tatlı badem
take the bitter with the sweet
  • [ID] gülü seven dikenine katlanır
boiled sweet
  • [N] şekerleme, bonbon
sweet chestnut
  • [N] kestane
sweet cider
  • [N] elma şırası
sweet cyder
  • [N] elma şırası
sweet fanny
  • [N] hiçbir şey
sl.
as sweet as honey
  • [A] bal gibi
sweet marjoram
  • [N] mercanköşk
whisper sweet nothings
  • [V] boş sözlerle avutmak
sweet pea
  • [N] bezelye, ıtırşahi
sweet!
  • [INTRJ] şekerim!, tatlım!
at one's own sweet will
  • [ADV] canı isterse, nasıl isterse, keyfine göre
be sweet on smb.
  • [N] aşık olmak, düşkün olmak, sevmek
Is this wine sweet?
  • [PHR] tatlı: Bu şarap tatlı mı?
It's too sweet.
  • [PHR] tatlı: Bu çok tatlı.
stomach sweet
  • [N] uykuluk {dana, kuzu}
sweet-and-sour Dinle! {,swi:tən'saʋr}
  • [A] şeker, sirke ve limonlu
sweet basil
  • [N] reyhan
sweet chesnut
  • [N] tatlı kestane