İngilizce » Türkçe  |
Yukarı  |
| make |
{meık}
- [N] yapı, yapılış şekli, biçim, verim, kazanç
- [V] yapmak, etmek, sağlamak, elde etmek, yaptırmak, varmak, ilişki kurmak
|
|
| make |
i. yapılış, yapı, şekil, biçim; mamulât, marka; hasılat, randıman, verim; elek. devrenin kapanması. be on the make k.dili kendi kazancı peşinde olmak; cinsi münasebet için eş aramak. |
|
| make |
yaratmak, yapmak, meydana getirmek, atamak; anlamak, kazanmak, düzeltmek, mecbur etmek, sağlamak, {yol}almak ,ulaşmak, erişmek, elek. {devreyi} kapatmak, {argo} cinsel ilişkide bulunmak, kabarmak.make a clean breast of itiraf etmek, içini boşaltmak.make a difference fark etmek. make a face suratını buruşturmak,somurtmak, make a fire ateş yakmak |
|
| make |
i. 1. yapılış, yapı, biçim. 2. marka. 3. verim, randıman. |
|
| make |
f. {made} 1. yapmak, etmek. 2. yaratmak. 3. olarak atamak, yapmak: The board made him president of the company. Yönetim kurulu onu şirketin başına getirdi. 4. anlamak, anlam çıkarmak: I can´t make anything of this poem. Bu şiirden hiçbir anlam çıkaramıyorum. 5. göstermek. 6. girişmek. 7. kazanmak, elde etmek: make money para kazanmak. 8. etmek, tutmak: Two plus three makes five. İki artı üç, beş eder. 9. hesap etmek. 10. hazırlamak, düzenlemek, yapmak: Who made this plan? Bu planı kim yaptı? 11. zorlamak, mecbur etmek, yaptırmak: They made me do it. Onu bana yaptırdılar. 12. sağlamak. 13. olmak. 14. başarıya ulaştırmak: This will either make you or break you. Bu seni ya başarıya ulaştıracak, ya da batıracak. 15. {yol} almak, katetmek. 16. varmak, ulaşmak: The bus driver hopes he can make Antalya by ten o´clock tonight. Otobüs şoförü Antalya´ya bu gece saat onda varabileceğini umuyor. 17. yetişmek: I wasn´t able to make the eight-thirty boat. Sekiz otuz vapuruna yetişemedim. 18. erişmek. 19. elek. {devreyi} kapatmak, tamamlamak. 20. inşa etmek. |
|
|
İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
| make out an account |
|
|
| make up one's account with |
- [ID] hesaplaşmak, hıncını almak
|
|
| make acquainted with |
|
|
| make oneself acquainted with |
|
|
| make one's adieus |
- [V] veda etmek, vedalaşmak
|
|
| make advances to smb. |
- [ID] asılmak, yaranmaya çalışmak
|
|
| make an affair of smth. |
|
|
| make allowance for |
|
|
| make allowances for |
- [V] göz önünde tutmak, göz önünde bulundurmak
|
|
| make amends |
- [V] telafi etmek, karşılamak, özür dilemek
|
|
| make angry |
- [V] öfkelendirmek, sinir bozmak, sinir etmek, sinirlendirmek, küstürmek
|
|
| make one's appearance |
- [V] görünmek, görünüvermek
|
|
| make an application |
- [N] başvurmak, başvuru yapmak, başvuruda bulunmak
|
|
| I'd like to make an appointment for a haircut. |
- [PHR] randevu: Saç kesimi için randevu almak istiyorum.
|
|
| make arrangements |
|
|
| make as if to |
- [V] yapar gibi görünmek, gibi yapmak
|
|
| make an ass of oneself |
- [ID] aptalca davranmak, kendini rezil etmek
|
|
| make an assault |
|
|
| make available |
|
|
| make an award |
- [V] hükmetmek, ödül vermek
|
|
|
Türkçe » İngilizce İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
|
|