| bow legs |
- [N] eğri bacaklar, çarpık bacaklar
|
|
| daddy long legs |
{'dædı'lɔ:ŋ,legz}
- [N] tipula sineği, çayır örümceği
|
|
| talk the hind legs off a donkey |
- [ID] boş konuşmak, kafa şişirmek, durmadan konuşmak
|
|
| be on one's last legs |
- [ID] bir ayağı çukurda olmak, ölümü yakın olmak
|
|
| cross one's legs |
- [V] bacak bacak üstüne atmak, bağdaş kurmak
|
|
| find one's legs |
- [ID] ayağa kalkabilmek, toparlamak
|
|
| hind legs |
|
|
| on one's last legs |
- [ID] ölümü yakın, bir ayağı çukurda
|
|
| on one's legs |
- [ADV] ayakta, ayağa kalkmış
|
|
| stand on one's own legs |
- [ID] kendi ayakları üzerinde durmak, kimseye muhtaç olmamak
|
|
| strech one's legs |
- [ID] yürüyüşe çıkmak, bacaklarını çalıştırmak
|
|
| stretch one's legs |
- [V] bacaklarını açmak, bacakları uyuştuğu için gezinmek
|
|
| tuck up one's legs |
- [V] ayaklarını toplamak, kıvrılmak
|
|
| I would like my legs waxed. |
- [PHR] ağda: Bacaklarıma ağda yaptırmak istiyorum.
|
|
| be on one´s last legs |
ömrü/miadı dolmak üzere olmak. |
|
| cross one´s legs |
ayak ayak üstüne atmak, bacak bacak üstüne atmak. |
|
| hind legs |
arka ayaklar. |
|
| sea legs |
fırtınalı havalarda güvertede dolaşabilme becerisi. |
|
| sea legs |
fırtınalı havalarda güvertede dolaşabilme becerisi. |
|
| with one´s tail between one´s legs |
k. dili süklüm püklüm. |
|