| blind stitch |
|
|
| chain-stitch |
{'tʃeınstıtʃ}
|
|
| cross-stitch |
{'krɔ:s,stıtʃ}
- [N] kanaviçe işi, etamin işi
|
|
| lock stitch |
{'lɒk,stıtʃ}
|
|
| rib stitch |
|
|
| stitch |
{stıtʃ}
- [N] dikiş, ilmik, ilmek, giyecek, sancı, bıçak gibi saplanan acı
- [V] dikiş yapmak, dikişle süslemek, ciltlemek
|
|
| with every stitch of canvas set |
- [ADV] yelkenler fora olarak
|
|
| without a stitch of clothing |
|
|
| without a stitch on |
|
|
| stitch up |
- [V] dikiş atmak, dikmek, dikerek kapatmak
|
|
| cross-stitch |
i. kanaviçe işi. |
|
| ladder stitch |
iğneardı teyel, çapraz teyel. |
|
| not to have a stitch on |
k. dili çırılçıplak olmak. |
|
| stitch |
i.
f. dikiş, iğnenin bir kere geçmesi; örgüde ilmik; dikiş çeşidi; k.dili. elbise, giyecek; k.dili. en küçük parça, zerre; sırt veya böğüre saplanan şiddetli ve ani sancı;
f. dikmek, dikiş dikmek. stitch up dikerek birbirine iliştirmek. A stitch in time saves nine Tam vaktinde görülen bir iş insanı birçok zahmetten kurtarır. be in stitches k.dili. kahkahalar atmak. not a dry stitch on sırsıklam halde, çok ıslanmış. not a stitch on çırılçıplak . |
|
| stitch |
i. 1. dikiş. 2. {örgüde} ilmik. 3. {böğürde} ani sancı.
f. {iplikle} dikmek: Stitch the ends together. Uçları birbirine dik. She stitched up the rent. Kesik yeri dikti. |
|
| ladder stitch |
* iğneardı teyel, çapraz teyel. |
|
| not to have a stitch on |
* çırılçıplak olmak. |
|
| stitch |
stitch
stîç
İsim
* dikiş.
* {örgüde} ilmik.
* {böğürde} ani sancı.
Fiil
* {iplikle} dikmek. |
|
| cross-stitch |
kanaviçe işi. |
|
| stitch |
dikiş, iğnenin bir kere geçmesi; örgüde ilmik; dik |
|