İngilizce » Türkçe  |
Yukarı  |
| cover |
{'kʌvər}
- [N] örtü, kapak, kap, zarf, kılıf, kaplık, paket, kuver, av yeri, sığınak, bahane
- [V] kapamak, örtmek, kaplamak, kapatmak, kapatmak: üzerini kapatmak, korumak, yetmek, içermek, kapsamak
|
|
| cover |
f. kapamak, örtmek, kaplamak; kapsamak, ihtiva etmek, şamil olmak; sigorta etmek; korumak, müdafaa etmek; saklamak, gizlemek; yol almak, katetmek; {gazet}. röportajını yapmak , yazmak; kuluçkaya yatmak; {erkek hayvan} cinsi münasebette bulunmak; mesuliyetini üzerine almak; idare etmek; yerini doldurmak ; yetmek, kafi gelmek; silâh ile tehdit etmek; destek ateşi sağlamak; aynı miktarda para koyarak bahse girişmek. cover up örtmek; gizlemek. Dont move: Ive got you covered I Kıpırdama, elimdesin. I He covered himself with embarrassment Kendi kendini utanç verici bir duruma soktu. He covered himself with glory şan ve şeref kazandı. He covered it with oil Üzerine yağ sıvadı. |
|
| cover |
i. kapak, örtü; batlaniye; cilt; saklanmaya yarayan ağaçlık ve çalılık; bahane; sofra takımı; {tic}. karşılık. cover charge {lokantalarda} giriş ücreti. cover crop toprağı muhafaza etmek için kışın ekilen ekin. cover girl kapak kel. cover glass lamel: covered wagon üstü bezle kaplı dört tekerlekli at arabası. break cover gizlendiği yerden meydana çıkmak. take cover sığınmak, iltica etmek, gizlenmeye çalışmak. under cover gizlenmiş; sığınmış; zarf içinde. under cover of perdesi altında, kisvesi altında. under separate cover ayrı bir zarfta. He read the book from cover to cover Kitabı başından sonuna kadar okudu. |
|
| cover |
i. 1. kapak; örtü. 2. cilt, kapak. 3. sığınak, barınak. 4. maske, paravana, perde. 5. tic. karşılık. |
|
| cover |
f. 1. with ile örtmek; ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. Ekmeği bir bezle ört. Cover that pan with a lid. O tencereyi bir kapakla kapat. You should cover your mouth with your hand when you cough. Öksürürken ağzını elinle örtmelisin. 2. kaplamak; bütünüyle kaplayacak bir şekilde sürmek: Trees covered the sides of the mountain. Dağın yamaçları ağaçlarla kaplıydı. Cover the wound with salve. Yaraya merhem sür. 3. kapsamak, kaplamak: The farm covers one hundred hectares. Çiftlik yüz hektarlık bir alanı kaplıyor. Does that book cover the nineteenth century? O kitap on dokuzuncu yüzyılı kapsıyor mu? 4. {belirli bir miktarı} tamamlamak, bitirmek; {yolu} katetmek: We´ve only covered a small part of the book. Kitabın ancak az bir kısmını bitirdik. How many kilometers do you want to cover today? Bugün kaç kilometre katetmek istiyorsun? 5. {bir olayı} izleyerek onun hakkında bilgi vermek: Sırma´s covering the election for a news agency. Sırma bir haber ajansı için seçimi izliyor. 6. {bir miktar} {bir masrafı} ödemeye yetmek: Will ten million liras cover the cost of the tickets? On milyon lira biletler için kâfi mi? 7. against {bir şeye} karşı sigortalı olmak. 8. ateşli bir silahla birine nişan alarak {başka birini} korumak; başkasını korumak için ateşli bir silahla {birine} nişan almak; başka birine ateş ederek {birini} korumak, ateşle korumak. 9. {bir yeri} gözetim altında tutmak. 10. for {geçici olarak} {başkasının} işine bakmak: Can you cover for me while I´m out this afternoon? Bu öğleden sonra ben yokken işime bakabilir misin? |
|
|
İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
|
Türkçe » İngilizce İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
| cover for |
1. provide an excuse or alibi for someone so as to cover up guilt; "I won`t lie and cover for you". 2. provide an excuse or alibi for someone so as to cover up guilt; "I won`t lie and cover for you". |
|
|
|