İngilizce » Türkçe  |
Yukarı  |
| temper |
{'tempər}
- [N] huy, ruh hali, keyif, öfke, sinir, huysuzluk, kıvam, tav, çeliğe verilen su
- [V] kıvamına getirmek, çeliğe su vermek, sertleştirmek, akort etmek, sertleşmek {çelik}
|
|
| temper |
f. yumuşatmak, hafifletmek: ölçülü hale getirmek, tadil etmek, ıslah etmek: kıvama getirmek; su karıştırıp yoğurmak {balçık}; çeliğe su vermek, çeliği kızdırıp hemen soğutarak sertleştirmek, tav vermek, tavlamak; müz. çalgıyı gam dizisine göre akort etmek. temper justice with mercy adalete merhamet katmak. |
|
| temper |
i .terslik, huysuzluk; mizaç, huy, tabiat; kıvam, karar, terkip; tav, bir maddenin sertlik derecesi; bir şeyin aslını değiştirmek için karıştırılan şey. lose ones temper hiddetlenmek. |
|
| temper |
f. 1. yumuşatmak, hafifletmek, azaltmak, etkisini azaltmak: The breeze tempered the sun a bit. Rüzgâr güneşin etkisini biraz azalttı. 2. to -e göre ayarlamak; -e alıştırmak. 3. with {bir şeyi katarak} kıvama getirmek. 4. {çeliği} menevişleme işlemine tabi tutmak. 5. {zor bir olay} {birine} güç kazandırmak. |
|
| temper |
i. 1. mizaç, huy, tabiat, yaradılış. 2. menevişleme sonucunda çelikte oluşan sertlik. 3. {bir maddeyi kıvamına getirmek için eklenen} katkı maddesi. |
|
|
İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
| ruffle smb.'s temper |
- [V] canını sıkmak, gıcık etmek, kızdırmak, sinirlendirmek
|
|
| bad temper |
|
|
| frayed temper |
- [N] sinir: sinirleri yıpranmış olma, sinirli ruh hali, gerginlik
|
|
| have a bad temper |
- [V] huysuz olmak, asabi olmak
|
|
| have a good temper |
|
|
| have a quick temper |
|
|
| keep one's temper |
- [V] sakin olmak, sinirine hakim olmak
|
|
| lose one's temper |
- [V] kızmak, sinirlenmek, tepesi atmak, öfkelenmek
|
|
| put smb. out of temper |
- [V] kızdırmak, sinirlendirmek, tepesini attırmak
|
|
| short temper |
- [N] çabuk sinirlenme, sinirlilik, asabiyet
|
|
| uneven temper |
- [N] dengesizlik, sağı solu belli olmama
|
|
| be in a temper |
k. dili öfkesi burnunda olmak. |
|
| fly into a temper |
k. dili hemen öfkelenmek. |
|
| have a temper |
k. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. Çabuk öfkelenir. |
|
| keep one´s temper |
öfkeye kapılmamak; öfkesini yenmek; itidalini muhafaza etmek. |
|
| lose one´s temper |
k. dili tepesi atmak. |
|
| lose one´s temper |
tepesi atmak, öfkeye kapılmak; itidalini kaybetmek. |
|
| be in a temper |
* öfkesi burnunda olmak. |
|
| fly into a temper |
* hemen öfkelenmek. |
|
| have a temper |
* çabuk öfkelenen biri olmak. |
|
|
|