Sonuçlar

İngilizce » Türkçe Yukarı
car crash
1. araba. otomobil. vagon. kabin. yolcu bölümü {balon veya zeplin}.

İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar Yukarı
air crash {'eər,kræʃ}
  • [N] uçak kazası
crash Dinle! {kræʃ}
  • [N] gürültü, çatırtı, parçalanma, kaza, iflas, yoğun kurs
  • [V] kırılmak, parçalanmak, gürültüyle düşmek, gürültü etmek, batmak, iflas etmek, düşmek, çarpmak, davetsiz olarak gitmek, sabahlamak
crash course
  • [N] yoğun kurs, yoğun program
crash halt
  • [N] ani fren
crash helmet {kræʃ'helmıt}
  • [N] kask, çelik başlık
crash into
  • [V] çarpmak, bindirmek
crash-land Dinle! {'kræʃlænd}
  • [V] mecburi iniş yapmak
crash truck
  • [N] kurtarma aracı
crash landing {kræʃ'lændıŋ}
  • [N] iniş: mecburi iniş, iniş: zorlu iniş
airplane crash uçak kazası.
crash i.

f. şiddetli ses, gürültü, çatırtı; kaza; {tic}. borsada hisselerin birden düşmesi; iflâs, top atma;

f. gürültü ile kırılmak, kırmak; {uçak} kaza geçirmek; parçalanmak, parçalamak, çökmek; {k.dili}. davetsiz olarak bir ziyafete katılmak. crash dive {denizaltı} birden dalma. crash-land

f. {uçak} mecburi iniş yapmak. crash of thunder şiddetli gök gürültüsü. crash program çok acele olarak ve masraflar gözönüne alınmadan bitirilmesi istenilen bir proje. crash the gate, crash the dance {argo}. biletsiz veya davetsiz girmek.
crash i. havlu ve perde yapımında kullanılan kaba bez.
crash i.
1. şangırtı; gürleme, büyük bir gürültü.
2. İng. araba kazası.
3. hızla gelen büyük iflas.
4. bilg. arıza.

f.
1. {kaza sonucu olarak} çarpmak/düşmek: The plane crashed into the mountainside and burst into flame. Uçak dağın yamacına çarpıp alev alarak yandı.
2. çarpa çarpa şiddetli ve gürültülü bir şekilde gitmek/koşmak: A bull was crashing around in the china shop. Zücaciye dükkânında bir boğa etrafı kıra döke koşuyordu.
3. büyük bir gürültüyle çalmak/çarpmak/vurmak: She crashed the dishes down on the table. Tabakları büyük bir şangırtıyla masanın üstüne çaldı.
4. atarak paramparça etmek: He crashed his glass against the wall. Bardağını duvara atarak paramparça etti.
5. gürlemek, büyük bir gürültü yapmak: The thunder crashed. Gök gürledi.
6. {işyeri} hızla iflas etmek/top atmak.
7. k. dili {bir yere} davetsiz/izinsiz/biletsiz girmek/dalıvermek/katılmak.
8. at k. dili {bir yerde} gece kalmak: Can I crash at your place tonight? Bu gece sende kalabilir miyim?
9. bilg. arızalanmak.
crash i. havlu ve perde yapımında kullanılan kaba bez.
crash çökme
crash çökme
crash olağandışı sonlanma
crash course yoğun kurs.
crash diet sıkı rejim.
crash helmet kask.