İngilizce » Türkçe  |
Yukarı  |
| sell |
{sel}
- [N] satış, satış yöntemi, dalavere, hile, dolap, hayal kırıklığı
- [V] satmak, satılmak, sattırmak, beğenilmek, kazıklamak, aldatmak, ele vermek
|
|
| sell |
f. {sold}
i. satmak; satışıyle meşgul olmak; satışım artırmak; k.dili beğendirmek; {argo} aldatmak, kazıklamak; satılmak; satışta rağbet görmek; beğenilmek;
i. hile, aldatma, oyun. sell like wildfire çok satılmak, kapışılmak. sell off her şeyini satıp bitirmek, tasfiye etmek, elden çıkarmak. sell out hissesini satmak, bütün malını satmak; {argo} şahsi çıkar için ele vermek, satmak. sell short henüz elde olmayan malı ileride teslim etmek üzere satmak; itimatsızlık göstermek; desteklemek. sell up İng. borçlunun malını satıp parasını almak. |
|
| sell |
f. {sold} 1. satmak; satılmak. 2. satışta rağbet görmek. 3. beğendirmek; beğenilmek: sell oneself kendini beğendirmek. 4. kabul ettirmek: He succeeded in selling this idea to the board of directors. Bu fikri yönetim kuruluna kabul ettirmeyi başardı. |
|
| sell |
f. {sold}
i. satmak; satışıyle meşgul olmak; satışım artırmak; k.dili beğendirmek; {argo} aldatmak, kazıklamak; satılmak; satışta rağbet görmek; beğenilmek;
i. hile, aldatma, oyun. sell like wildfire çok satılmak, kapışılmak. sell off her şeyini satıp bitirmek, tasfiye etmek, elden çıkarmak. sell out hissesini satmak, bütün malını satmak; {argo} şahsi çıkar için ele vermek, satmak. sell short henüz elde olmayan malı ileride teslim etmek üzere satmak; itimatsızlık göstermek; desteklemek. sell up İng. borçlunun malını satıp parasını almak. |
|
| sell |
f. {sold} 1. satmak; satılmak. 2. satışta rağbet görmek. 3. beğendirmek; beğenilmek: sell oneself kendini beğendirmek. 4. kabul ettirmek: He succeeded in selling this idea to the board of directors. Bu fikri yönetim kuruluna kabul ettirmeyi başardı. |
|
|
İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
| sell at auction |
- [V] açık artırma ile satmak
|
|
| sell by auction |
- [V] açık artırma ile satmak
|
|
| sell at a discount |
- [N] indirimli satmak, ucuza satmak
|
|
| Do you sell duty-free goods on board? |
- [PHR] gümrüksüz: Uçakta gümrüksüz ürünler satıyor musunuz?
|
|
| sell smb. a gold brick |
|
|
| sell smb. a packet |
|
|
| sell the pass |
|
|
| sell at a premium |
- [A] yüksek kâr ile satmak, kâr getirmek, prim yapmak
|
|
| sell smb. a pup |
- [ID] dolandırmak, kandırmak, aldatmak
|
|
| sell smb. down the river |
- [ID] satmak {birini}, ihanet etmek
|
|
| Sell by ... |
- [PHR] satış: Satış tarihi ...
|
|
| We sell |
|
|
| sell off |
{'sel,ɒf}
- [N] tasfiye etmek, elden çıkarmak
|
|
| sell on credit |
|
|
| sell out |
{'selaʋt}
- [N] tasfiye etmek, elden çıkarmak
|
|
| sell smb. on |
- [N] benimsetmek, ikna etmek, inandırmak, kabul ettirmek
|
|
| sell up |
- [V] satıp savmak, mallarının tümünü satmak
|
|
| sell to the trade |
|
|
| sell a drug over the counter |
ilacı reçetesiz satmak. |
|
| sell a drug over the counter |
ilacı reçetesiz satmak. |
|
|
|