Sonuçlar

Türkçe » İngilizce Yukarı
n.nazik:v.zorla:prep.zorlayarak obliging

İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar Yukarı
prep Dinle! {prep}
  • [A] hazırlık okulu {üniv.}, hazırlık öğrencisi {üniv.}, özel ilkokul (Brit.), ev ödevi (Brit.)
prep kıs. preparatory, preposition.
prep s. k.dili hazırlayıcı.
prep s. k. dili hazırlayıcı, hazırlık.

i. İng. ev ödevi.
prep kıs. preparatory, preposition.
prep school
1. kolej, özel ortaokul ve lise.
2. İng. koleje hazırlayan özel okul.
prep prep prep Sıfat, colloquial * hazırlayıcı, hazırlık. İsim, British * ev ödevi.
prep school * kolej, özel ortaokul ve lise. British * koleje hazırlayan özel okul.
prep. prep. abbreviation ·"preparatory" "preposition"
prep {kıs.} preparatory, preposition.
prep {k. dili} hazırlayıcı.
prep hazırlayıcı
prep school hazırlık okulu
prep ev ödevi
prep ders çalışma
prep derse hazırlanma
prep hazırlık okulu {üniv.}, hazırlık öğrencisi {üniv.}, özel ilkokul (brit.), ev ödevi (brit.) s.

Türkçe » İngilizce İlişkili Sonuçlar Yukarı
fazlasıyla nazik
  • [A] ceremonious
güvertedeki kalastan zorla yürütülmek
  • [V] plank: walk the plank
hayal gücünü zorlayarak
  • [ADV] stretch: by every stretch of the imagination
kendini zorla kabul ettiren
  • [A] self-assertive
kendini zorla kabul ettirme
  • [N] self-assertion
kendini zorla kabul ettirmek
  • [V] impose oneself on
kendini zorla kabul ettirmeye çalışmak
  • [V] thrust oneself into
kitabı zorla okumak
  • [V] plough through a book, plow through a book
nazik
  • [A] polite, courteous, gentle, kind, affable, obliging, delicate, attentive, brittle, civil, civil-spoken, civilized, complaisant, considerate, dainty, debonair, debonaire, decent, distingue, douce, eggshell, exquisite, fair, genteel, gracious, kid-glove, mannerly, mild, parliamentary, polished, suave, sweet, sweet-natured, tender, ticklish, tickly, touchy, urbane, well-disposed
nazik durum
  • [N] juncture
nazik (iş)
  • [A] tricky, trickish
nazik konuya dokunmak
  • [ID] skate on thin ice
nazik mesele
  • [N] tickler
zorla satış
  • [N] sale: forced sale
yerini almak (zorla)
  • [V] oust
yolunu zorla açmak
  • [V] force one's way
zorla
  • [ADV] bayonet: at the point of the bayonet, constrainedly, force: by force, forcibly, hard, hardly, ill, only just, perforce, violence: by violence
  • [N] compulsion: under compulsion
zorla açan kimse
  • [N] buster
zorla alacağını istemek
  • [V] dun
zorla alan kimse
  • [N] usurper