| remove |
{rı'mu:v}
- [N] uzaklaştırma, uzaklaşma, mesafe, uzaklık, derece, kademe, taşınma, sonra gelen yemek (Brit.), üst sınıfa geçmeden önceki ara sınıf (Brit.)
- [V] kaldırmak, çıkarmak, gidermek, uzaklaştırmak, görevden almak, nakletmek, elini çekmek, ortadan kaldırmak, taşımak, götürmek, başka yere götürmek, yerinden etmek, taşınmak, götürülmek, ,
|
|
| remove mountains |
- [ID] mucize yaratmak, imkânsızı başarmak
|
|
| remove the skin |
|
|
| Can you remove this stain? |
- [PHR] leke: Bu lekeyi çıkartabilir misiniz?
|
|
| Add or remove a mailer, reply, forward, or tag the active presentation |
Posta gönderici, yanıt, ileti veya etkin sunu görevi ekler veya kaldırır |
|
| Add/Remove Programs |
Program Ekle/Kaldır |
|
| Add/Remove REM |
Açıklama Ekle/Sil |
|
| Add/Remove Software |
Yazılım Ekle/Kaldır |
|
| automatically remove a virus |
otomatik virüs arındırma |
|
| automatically remove a virus |
otomatik virüs arındırma |
|
| Components to Remove |
Kaldırılacak Bileşenler |
|
| Confirm File Remove |
Dosya Kaldırmayı Onayla |
|
| Display Example / Remove Example |
Örnek Göster / Örnek Kaldır |
|
| remove |
f. 1. çıkarmak: He removed his shoes. Ayakkabılarını çıkardı. 2. kaldırmak: Remove the flowers from the table. Çiçekleri masadan kaldır. 3. {ameliyatla} almak: He removed the wart. Siğili aldı. 4. çıkarmak, gidermek: She was unable to remove the stain in her dress. Elbisesindeki lekeyi çıkaramadı. 5. ortadan kaldırmak, yok etmek: We have been unable to remove the causes of poverty. Yoksulluğun nedenlerini ortadan kaldıramadık. 6. işten çıkarmak. 7. to -e taşınmak; -i -e taşımak: We have removed to Bursa for the summer. Yaz mevsimi için Bursa´ya taşındık. |
|
| remove |
f.
i. kaldırmak, defetmek, ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak; öldürmek; başka yere nakletmek, yerini değiştirmek; azletmek; kesmek; izale etmek; gitmek, ev değiştirmek, başka eve nakletmek;
i. uzaklaştırma; yer değiştirme; derece, fark derecesi. |
|
| remove |
f. 1. çıkarmak: He removed his shoes. Ayakkabılarını çıkardı. 2. kaldırmak: Remove the flowers from the table. Çiçekleri masadan kaldır. 3. {ameliyatla} almak: He removed the wart. Siğili aldı. 4. çıkarmak, gidermek: She was unable to remove the stain in her dress. Elbisesindeki lekeyi çıkaramadı. 5. ortadan kaldırmak, yok etmek: We have been unable to remove the causes of poverty. Yoksulluğun nedenlerini ortadan kaldıramadık. 6. işten çıkarmak. 7. to -e taşınmak; -i -e taşımak: We have removed to Bursa for the summer. Yaz mevsimi için Bursa´ya taşındık. |
|
| remove |
f.
i. kaldırmak, defetmek, ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak; öldürmek; başka yere nakletmek, yerini değiştirmek; azletmek; kesmek; izale etmek; gitmek, ev değiştirmek, başka eve nakletmek;
i. uzaklaştırma; yer değiştirme; derece, fark derecesi. |
|
| remove |
çıkarmak |
|
| Remove |
Kaldır |
|
| remove |
kaldırmak |
|
|